Evde; mutfaktaki bıçaklar kesmiyor, bilenecek, ağzı döndü, elime uygun ve kullanışlı değil, kaba gibi şikayetler çok sık oluyordu. Ben de Kurban Bayramı zamanı bilenmiş olsa bile mevcut bıçaklardan memnun değildim. Yaklaşık 20 yıl kadar önce idi. Arkadaşlara tavsiye edecekleri bir bıçakçı sordum. Arkadaşlarımdan biri Sivas Eski Sanayide bıçakçıların olduğu yerde bir dükkân tarif etti.
Sonraki günlerde Eski Sanayiye hanımla gittik, tarif üzere dükkânı bulduk. “Selamün Aleyküm” diyerek dükkâna girdik, içeride 2 kişi vardı. Biri bileme çark taşının önünde oturuyor, diğeri ocakta bir işle meşguldü. “Aleyküm Selam” dedi bileme çark taşının önünde oturan yaşlı amca, ayağa kalktı üzerini silkeledi, hoş geldiniz evladım dedi, hanıma da gelin kızım sende hoş geldin dedi. Mülayim, babacan yaşı tahmini 70 olan bir amca. Sonradan 1934’lü olduğunu öğrendim. Bıçaktan yana derdimizi dinledi. Sonra dedi ki size vereceğim bıçaktan çok memnun kalacaksanız, hatta beni hatırladıkça dua edeceksiniz, yalnız birazdan söyleyeceklerimi kulak ardı etmeyeceksin gelin. O arada arka tarafta ocakta çalışan da işini bitirdi bize döndü hoş geldiniz dedi.
Bizim niyetimiz bir bıçak almaktı, amcanın yönlendirmesi ile farklı ebatlarda 3 bıçak aldık, ikisi ahşap sap biri siyah plastik sap. Bıçak namluları üzerinde “SİVAS” yazısı ve amcanın ismi “TURAN” soğuk damga olarak basılı. Amcanın adını öğrendikten sonra Turan Emmi diye hitap etmeye başladım.

Hele oturun dedi, bize gösterdiği yere oturduk. Kendisi de bileme çark taşının başına oturdu. Bıçakların ağzını açtı. O ara gözüm mekânı süsleyen duvarda asılı kocaman çerçeveli bir fotoğrafa ilişti. Uzun süre bakmışım ki Turan Emmi bana dönerek “Nasip oldu mu?” diye sordu. Olmadı dedim, ama gitmeye niyet ettik. İnşallah nasip olur diye dua etti. Fotoğrafta Turan Emmi Kâbe-i Muazzama'nın Altınoluk istikametinde ayakta. Sonrasında yağ döktüğü küçük düz taşta bıçakları bilerken hanıma dedi ki bak gelin şu ikisini sakın ha sakın bulaşık makinesine atıp yıkamayasın, sonra dersin ki saplar çürüdü, bozuldu seni dinlemem o zaman. Ama diğer türlü bunları bir ömür kullanırsın, bana da dua etmeyi unutma şeklinde nasihatleri oldu.
O ara dükkâna biri daha geldi selam verdi, selamı ocakta çalışan aldı ve hoş geldin abi dedi. Gelen elleri önünde ayakta beklemeye başladı. Turan Emminin baş işareti ile o da çark taşının önündeki iskemleye Turan Emminin karşısına oturdu. O işaret anını göz göze gelmelerini yakaladım, kaçırmadım. Emaneti bıraktım baba dedi. Anladım ki dükkandaki yaşları tahmini 40-50 yaş arası olanlar kardeş. Sonradan gelenin babasının işaretini almadan oturmaması çok dikkatimi çekti. Zaten Turan Emmi bu büyük oğlum Kadir, bu da küçük oğlum Yılmaz diye adlarıyla bizi tanıştırdı. Ben de adımı, ne iş yaptığımı söyledim. Maşallah maşallah dedi. Bıçaklara Turan Emminin söylediği ücreti ödedik, o ara ayakta olan oğlu Yılmaz hemen kaşla göz arasında bıçakları sardı, paketledi. Hayırlı olsun, iyi günlerde kullanın, yine bekleriz dedi. Allahaısmarladık dedik dükkândan çıktık. Arabada hanım dedi ki Turan Emmi bıçaklara evlatları gibi bakıyor, onları seviyor. Ben de Turan Emminin zanaatkâr olduğunu, bu işlerin sevmezsen bir ömür yapılamayacağını, zanaatkâr olduğu için işini nasıl ibadet şevkiyle yaptığını ve çocuklarıyla olan ilişkilerini yani gözlemlerimi anlattım ve arkadaşımın dediği kadar varmış dedim.
Sonraları bıçakları biletmek veya farklı bıçaklar almak için kendim, bazen arkadaşlarımla bazen de şehir dışından gelen misafirlerimle buraya uğramaya devam ettim. Turan Emmi varsa Turan Emmiyle, yoksa genellikle büyük oğlu adaşım Kadir Usta ile konuştum. Kadir Usta sanat okulu mezunu imiş hem alaylı hem mektepli yani. 1974’ de mezun olmuş Sivas Sanat Okulundan. O zaman ki hocalarından Yavuz Özcanikli, Aziz Durukan, Halil İbrahim Çetinus’tan bahsetti. Yavuz Hoca ile Halil İbrahim Hoca’yı iyi tanıdığımı söyledim. Teknik Resim Dersim çok iyiydi dedi. Kısa bir süre kamuda çalışmış, sonrasında özelde Suudi Arabistan'da Mekke'de formen olarak bir müddet çalışmış. Kadir Usta'da gönül ehli birisi.
2011 yılının güz mevsiminin sonuna doğru dükkâna bıçak biletmek için gitmiştim Turan Emmi yoktu, Kadir Usta vardı Turan Emmiyi sordum babam, ustam dedi gözlerinden yağmur gibi yaş geldi. Babam, ustam sizlere ömür iki hafta önce vefat etti dedi. Başınız sağ olsun, Mekânı cennet olsun diyebildim. Gözlerinin yaşını Sivaslılara has şekilde avucunun içiyle sildi sildi, iç çekti.
Sonraki yıllarda Eski Sanayide ki dükkanlar yıkıldı. Bıçakçı Zanaatkârları için Eski Tahıl Meydanında Belediye tarafından Bıçakçılar Çarşısı oluşturuldu. Buradaki dükkâna da her yıl birkaç defa uğramaya devam ettim. Kadir Usta hâlâ bıçakların namlusuna babasının ismini vurmaya devam ediyordu. Sordum: Dedi ki babamın ismini kaldırıp yerine namluya kendi ismimi soğuk damga vurmak ağır geliyor bana dedi. Her gittiğimde ücret öderken çocuklara seslenir “Hocam Babamın Müşterisi” Hocamdan 3 yerine 2 alın derdi. Yakın tarihte bıçak namlularına kendi ismini “KADİR” soğuk damga basmaya başladı. Artık müşteriler beni soruyor, yeni müşteriler rahmetli babamı bilmiyorlar, ancak senin gibi baba dostları ismi biliyor dedi.

Geçtiğimiz Kurban Bayramından önce yine Kadir Ustanın yanına uğradım, usta yazdığıma bakmayın Kadir Ustada tam bir zanaatkâr, bıçakları biledi. Hocam Bayramdan sonra bir ara gel bu sapları değiştirelim, artık değişme vakti gelmiş dedi. Geçtiğimiz gün de bıçakları dükkâna götürdüm. Oturup biraz muhabbet ettik, Turan Emmiden bahsettik. Kadir Usta; Hacı Babam tam bir zanaatkâr ve ahi idi, Hacı Babamın yaptığı hiçbir iş şu dükkânın kapısından kötü diye geri dönmedi, hani meşhur bir söz var: “Elleriyle çalışan insan işçidir. Elleri ve kafasıyla çalışan insan ustadır. Elleri, kafası ve yüreği ile çalışan insan zanaatkârdır.” diye. Hacı Babam zanaatkârdı, kanaatkârdı ve derdi ki yaptığın işin ya âşığı olacaksın ya da muhtacı ben yaptığım işe âşık olanlardanım.
İşte zanaatkârdan yapılan bir alışveriş ve sonrası 20 yıllık dostluğun hikayesi. 14 yıl önce vefat eden Turan Emmiye Allah rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun. Kadir Usta’ya da Allah sağlık, sıhhat ve afiyet versin.
